Ateistlerin Düşünüş Biçimi Üzerine- Neden ve Nerede Yanılıyorlar

Ateistlerin Düşünüş Biçimi Üzerine- Neden ve Nerede Yanılıyorlar

Hayal kurmak güzel bir şeydir insanı rahatlatır tabiki her insanında kendine göre bir hayal dünyası bulunmaktadır ,bu kişisel hayal dünyası kişilerin  kendi zevkleri ve bakış açısına göre değişmektedir. Tek faktör bu değildir tabi,  insanların  kendi soruları ve sorunlarına görede bu hayaller  değişmektedir. Şüphesiz her mantıklı insan  kendi kendine nasıl var oldum sorusunu cevaplamalıdır daha sonra ilk cevabın üstüne  niçin gelir, en önemlisi nasıl sorusunun yanıtının  entellektüel olarak cevaplanmasıdır.

Bu noktada önce soruları yerine yerleştirmeliyiz. Evrenin kökeni, hayatın kökeni, bilincin kökeni, bunlar nasıl var olmuştur ? Evrenin kökeni konusunda bir yüzyıl öncesine göre inanılmaz derecede aşama kat etmiş bulunmaktayız. Evrenin artık bir hiçlikten yaratıldığını açıkça biliyoruz, üstelik son derece kilit ayarlamaları bulunan bir yaratılış. ( Buradan bu yaratılışın ne kadar özel olduğunu bizzat okuyarak görebilirsiniz) artık bilimsel düzlemde bile bu an için maddenin yaratılış anı denmektedir. Bunun ardından biyolojik canlılığın başlangıcı sorusu gelmektedir, peki canlılık nasıl başlamıştır ? Canlılık basit bir kökene ve sistememi sahiptir ? Eğer öyleyse kendiliğinden oluştuğunu göstermek oldukça kolay olacaktır yada canlılık son derece karmaşık, son derece optimum mühendislik kokan bir temele mi sahiptir. Eğer öyle ise canlılığının kendiliğinden oluşması imkansız olacaktır ve üstüne bu canlılıkta ardındaki zekadan izler görebiliriz. Tam olarak gördüğümüzde budur. Canlılığın kendiliğinden oluşması ihtimali sıfırdan bile düşüktür. Konuyla ilgilenenler buradan ve buradan okuyabilirsiniz.

Bilincin kökeni hususuna geldiğimizde ise evrendeki benzersiz yaratılışa bir başka destek sağlayan en önemli hususlardan biridir bilinç. Bilinç sadece yaratılışı ispatlamaz aynı zamanda insanın bu görkemli yaratılışta sorumluluk sahibi bir konumda bulunduğunu gösterir. Yoksa Allah bizi de atlar yada inekler gibi yaratabilir ve bizde boynumuzu büküp bize verilecek yemi bekliyor olabilirdik. Ancak böyle olmadı ve insan sistemin merkezine konumlandırıldı. Gördüğümüz göremediğimiz, anlayabildiğimiz, anlayamadığımız sayısız canlı yada nesne hep bize hizmet etmektedir. Neden ?? Neden bir yaratıcı bir sistem yaratır ve bu sistemi yarattıklarından birinin eline bırakır!

Bunun cevabı gayet açıktır Allah,  yarattığı insan oğluna bir görev bir pay vermiştir. Bu pay öyle görünmektedir ki insanın yönetici kabiliyeti elde edince nasıl bir yönetim tarzına sahip olacağı ve yaratıcısının kendisine indirdiği yada indirmesi muhtemel emir ve yasaklara nasıl uyacağı ile alakalıdır.

 

Sıradan bir insan için bu kadar açık olan bu görüntü neden ateistler için böyle değildir ?

 

Bunun cevabı muhtemelen  Fransız devrimi ile başlayan Avrupadaki değişimin etkisidir. O dönemde ne oldu kısaca hatırlayalım.

Fransız devrimi ile beraber kişilerini soyluların ve kurumların kiliseye bakış açıları değişti. O anda farkettiler ki kilise hayatlarına değer katmak, gelişimin önünü açmak yerine statükoyu korumak uğruna gerçeği yanlış gösteriyor ve gelişmelerini engelliyor. Bunun ardından oluşan tepki kilisenin her geçen gün kan kaybetmesine yol açtı ve nihayetinde kilise artık çoğu batılı ülkede sembolik bir işlev görüyor. Kiliseye karşı başlattıkları tavırda onları ilk etkileyen şey ne idi ? Tabiki farkettikleri gerçekler, gerçekler o kadar aşikar hale gelmeye başlamıştı ki nihayetinde bunları inkar edemediler. Yapılan hareket doğru idi çünkü gerçekler takip edildi peki bugün ne oluyor ?

 

Bugün olan şey avrupalıların o günkü psikolojisinin devam ettirilmesinden ibarettir. Yani dine ve dine referans veren her türlü düşünce yada söylevin toptan reddedilmesi. Ancak şöyle bir durum var o gün bunlar yapılırken kiliseye yöneltilen eleştiriler haklı idi ( Bu eleştiriler genel itibari ile kilisenin hayatın her alanına büyük bir kısmı mantıksız ve bilimsel keşiflere ters politikasının bir sonucu idi)  bugün evrenin ve canlılığın kökeninde bir zihnin bulunduğuna dair yapılan keşifler keşfin inanılmazlığına rağmen bağnaz bir şekilde görmezden gelinmekte hatta bu keşfin üstesinden gelmek için komediye kaçan açıklamalar yapılmaya çalışılmaktadır.

 

İşte bu ateist bağnazlıktır. Seküler vurdumduymazlıktır. Sizin inancınızı koruma iç güdünüz nedeni ile insanları yanlış yönlendirmeniz kabul edilemez. Mesela o dönemde insanlara günahlarından affa karşılık bir af belgesi Enduljans düzenlenmekteydi. Allah ile kulları arasında resmi bir aracılık kurumu gibi oluşturulan bu kurum ilerleyen dönemlerde tüm ahalinin başına bir lanet gibi etki etmeye başlamıştır. İyi kötü az yada çok bundan zarar gören insanların kiliseye nefreti artsada seslerini çıkaramamışlardır. Bir çocuğa tecavüz edip onu öldürmüş olsanız dahi kilise sizi yeterince iyi bir bağış karşılığı affedebilir ve siz böylelikle normal hayatınıza devam edebilirsiniz. (Endüljanslar toplumumuzda cennetten arazi satılması söylemiyle bilinmektedir. )

 

Bunlara ek olarak kilise kendisine ters gelen hiçbir görüşün tartışılmasına müsaade etmemekte ve neredeyse her gelişmenin kendilerine haber vererek ve hatta izin alınarak gerçekleştirilmesini istemekteydi. İşte kiliseye ve dine duyulan nefretin kökeni böyle bir doğaya sahipti. Bu kökenden gelen hareket tarzı ile batılı toplumlar dine ve kiliseye karşı ciddi bir nefret ile yoğrulmuş ve tüm sosyal ve bilimsel hayatı kiliseden soyutlamaya çalışmıştır.

 

O günün şartları aktarılarak öğrenilen bir nefretin temelini oluşturduğu seküler eğitim modellerinin geçerliliği sona ermiştir. Seküler bir modeli otomatik olarak kabul etmek zorunda değiliz, kanıtların bizi sürüklediği gerçeklere yönelebiliriz…

Paylaş:

Yazar: MuratS

Gezgin, Allah aşığı, varlık bilim genel ilgi alanı- Bilim Yazarı

İlgini Çekebilir

Dişlerdeki Olağanüstü Yaratılış

Her gün düzenli olarak kullandığınız dişleriniz hakkında hiç bir gün durup samimi bir şekilde düşündünüz …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir