Prof. Casey Luskin : Ege Uzaylilar Varsa Onlarda Bizim Gibi Tasarlanmış Olmalilar

Uzaylılar konusu son yıllarda yalnızca bilim kurgu filmlerinin veya komplo teorilerinin malzemesi olmaktan çıkıp bilimsel çevrelerde, siyaset dünyasında ve kamuoyunda daha ciddi biçimde tartışılmaya başlandı. Özellikle son dönemde ABD’de yapılan resmî açıklamalar, eski askerî personelin tanıklıkları ve kamuoyuna açıklanması beklenen UFO dosyaları, bu tartışmaları yeniden dünyanın gündemine taşıdı. Elbette bu gelişmeler, dünya dışı yaşamın gerçekten var olduğunu kanıtlamıyor. Ancak böyle bir ihtimalin artık eskisi kadar kolayca alay konusu yapılamayacağını gösteriyor.

Peki, evrende gerçekten başka akıllı canlılar varsa, bu durum yaşamın kökeni hakkındaki temel soruları değiştirir mi?

Bence hayır.

Çünkü ister Dünya’da ister evrenin herhangi bir köşesinde bulunsun, yaşamın kökeni aynı temel soruyla karşı karşıyadır: Canlılık, bilgi yüklü genetik sistemiyle, olağanüstü karmaşık moleküler makineleriyle ve kusursuz organizasyonuyla, bilinçsiz doğa süreçlerinin ürünü olabilir mi; yoksa arkasında üstün bir akıl ve bilinçli bir tasarım mı vardır?

Bu yazıda yer vereceğimiz görüşler, Amerikalı biyolog ve bilim yazarı Prof. Casey Luskin‘e aittir. Luskin, yaşamın kökeni üzerine uzun yıllardır çalışan ve Akıllı Tasarım yaklaşımını bilimsel argümanlarla savunan önemli isimlerden biridir. Onun değerlendirmeleri, dünya dışı yaşam ihtimalini reddetmekten ziyade, böyle bir yaşam gerçekten varsa bile onun da aynı evrensel tasarım ilkelerine bağlı olarak var edilmiş olması gerektiğini savunmaktadır.

Ben de bu yaklaşımın önemli bir düşünce zemini sunduğuna inanıyorum. Çünkü bugün elimizde bulunan hiçbir bilimsel veri, canlılığın tesadüfî ve yönlendirilmemiş kimyasal süreçlerle ortaya çıktığını kesin olarak gösterebilmiş değildir. Aksine, biyolojinin her yeni keşfi, yaşamın ardındaki bilgi, düzen ve mühendisliğin ne kadar olağanüstü olduğunu daha açık biçimde gözler önüne sermektedir.

Belki de asıl soru, “Evrende yalnız mıyız?” değildir.

Asıl soru şudur:

Eğer evrende başka akıllı canlılar varsa, onları da bizi yaratan aynı Yaratıcı mı var etti?

Aşağıda okuyacağınız değerlendirme, Prof. Casey Luskin’in bu soruya getirdiği dikkat çekici bakış açısını ortaya koymaktadır.

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için gerçekten ibretler vardır.”
(Âl-i İmrân Suresi, 190. Ayet)

Asagidaki başlıktan itibaren devam eden yazı icin orijinal link

Uzaylılar Varsa, Onları da Aynı Yaratıcı mı Tasarladı?

Dün gece 2025 yapımı The Age of Disclosure belgeselini izledim. Başka hiçbir işe yaramasa bile, en azından Dünya’yı ziyaret eden uzaylılar fikrinin alay edilip geçilecek kadar basit bir konu olmadığını düşündürüyor.

Ben, fizik yasalarına meydan okuduğu iddia edilen araçlara sahip bu ileri teknolojili varlıklar konusunda agnostiğim; yani ne kesin olarak inanıyor ne de kesin olarak reddediyorum. Aynı şekilde hükümetlerin bu konudaki açıklamalarına da ihtiyatla yaklaşıyorum. Buna rağmen, görev yapmış üst düzey devlet yetkilileri, askerî pilotlar ve bildiklerini kamuoyu önünde anlatmaya istekli görünen çok sayıda güvenilir kişinin varlığı, bu ihtimali tamamen göz ardı etmemi zorlaştırıyor.

Tam da bu tartışmalar sürerken, meslektaşımız Dr. Casey Luskin’in Epoch Times‘ta yayımlanan oldukça dikkat çekici bir makalesi çıktı. Luskin’in ortaya koyduğu düşünce hem temel hem de oldukça özgün.

Ona göre, Büyük Patlama’da evreni var eden bilinçli tasarımcı, evrenin herhangi bir yerindeki yaşamın kökenini açıklayabilecek tek etkendir. Yakında gösterime girecek olan The Story of Everything adlı belgeselin de vurguladığı gibi, bilinçsiz doğal süreçler yaşamı meydana getirebilecek kapasitede değildir.

Bunun doğal sonucu şudur: Eğer gerçekten dünya dışı akıllı yaşam varsa, bizi tasarlayan aynı zekâ onları da tasarlamış olmalıdır.

Uzaylılar Gerçekten Cevap mı?

Luskin, “Think Aliens Are the Answer? Think Again” başlıklı yazısında şöyle diyor:

“Görünüşe göre Amerikalılar son zamanlarda uzaylılarla fazlasıyla meşgul.”

Başkan Donald Trump, UFO dosyalarının kamuoyuna açıklanmasını istemiş ve kısa süre önce “çok ilginç belgeler” bulunduğunu, ilk açıklamaların ise “çok ama çok yakında” yapılacağını söylemişti.

Bu açıklamalar gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin, Steven Spielberg’in Haziran ayında vizyona girecek Disclosure Dayfilmi de aynı konuyu işliyor. Filmin fragmanında, Dünya’yı ziyaret eden uzaylı yaşamına ilişkin gizli bilgileri ele geçiren bir muhbir, “bütün dünyaya tam açıklama yapılacağını” vaat ediyor. Spielberg filmi için “kurmacadan çok gerçeğe yakın” ifadesini kullanırken, tanıtım metni yapımın “yerleşik düzeni altüst edeceğini” öne sürüyor.

Peki ya şu sıkça dile getirilen argüman?

Evren bu kadar büyükse, başka yerlerde akıllı yaşamın bulunması kaçınılmaz değil midir? Sonuçta onlar da bizim gibi evrimleşmiş olmalıdır.

Luskin’e göre bu düşünce ilk bakışta mantıklı görünse de, aslında tamamen varsayımlara dayanıyor.

Çünkü bu yaklaşımın ilk kabulü, yaşamın Dünya’da doğal süreçlerle ortaya çıktığıdır. Eğer bu doğruysa, uygun koşulların bulunduğu her yerde yaşamın da kendiliğinden ortaya çıkması beklenir. Evren yeterince büyük olduğuna göre, istatistiksel olarak başka gezegenlerde de yaşamın gelişmiş olması gerektiği sonucuna varılır.

Ancak Luskin’e göre tam da bu ilk varsayım ikna edici bilimsel kanıtlarla desteklenmemektedir.

Yaşam son derece organize bir yapıdır. Bilgi bakımından olağanüstü zengin genetik kod, insan teknolojisini geride bırakan verimlilikte çalışan nano ölçekli hücresel makineleri programlamaktadır.

Bu noktada genellikle doğal seçilimin zaman içerisinde karmaşıklığı oluşturduğu ileri sürülür. Ancak doğal seçilim ancak kendini kopyalayabilen bir sistem mevcutsa çalışabilir. Kendini kopyalayabilen bir sistemin oluşabilmesi için ise bilgi depolayan ve işleyen biyomoleküller, moleküler makineler, metabolizma ağları ve canlılığı koruyan çok sayıda sistemin aynı anda var olması gerekir.

Luskin’e göre bu tür indirgenemez karmaşıklık aşamalı olarak inşa edilemez.

Ya gerekli bütün parçalar birlikte vardır ve ortaya canlı bir hücre çıkar; ya da bu parçalar eksiktir ve geriye yalnızca cansız kimyasallar kalır.

Bu nedenle, eğer evrenin başka bir yerinde gerçekten yaşam varsa — ki bu hâlâ büyük bir “eğer”dir — o yaşam da Dünya’daki yaşam gibi bilinçli bir tasarımın ürünü olmak zorundadır.

Ve evrenin tek bir başlangıcı olduğuna göre, bütün yaşamın da tek bir akıllı kaynağı bulunmalıdır.

 

 

Biraz düşünelim: Evrenin herhangi bir yerinde bizden baska canlılar oldugunu varsayalım. Bu canlılarda ayni bizim evrenimizde olacağı icin bizimle ayni fizik kanunlarına gore yasamak zorunda olacaklar. O halde Bu tarz canlıların hayali varligi neden Yuce Allahin varligi ile argümanlara zarar veriyor olsun ki ? Bunun bir mantigi varmi ? Soz gelimi iki bilardo masası topları ve sopalarıyla beraber ele alalım. Birinde 3 top oyunu digerinde amerikan oyunu oynanıyor olsun. İkisi birbirinden ayrı oyunlar olmasina ragmen bilardo masasini yapan, tasarlayan kisinin iki masa icin de ayrı ayrı kisiler oldugunu soyleyebilirmiyiz ? Tabiki hayır o halde ayni evrende yaşıyor olmak ( eğer varlarsa) uzaylıların tesadüfen ortaya ciktiklarini degil sonlarında yaratilmis olacagini gösterecektir

İlginç Bir İhtimal

Luskin yazısını şu ifadelerle sonlandırıyor:

“Muhteşem evrenimiz uzaylıların değil; kozmosu, onun yasalarını ve içinde yaşayan bütün varlıkları — ister insan, ister uzaylı, ister başka bir canlı olsun — yaratan aşkın tek bir Yaratıcı’nın eseridir.”

Bu yazıyı okurken aklıma biraz yaramazca bir düşünce geldi.

Eğer hükümet gerçekten Trump’ın vaat ettiği gibi “çok ama çok yakında” elindeki gizli bilgileri açıklarsa, belki de uzaylıların sandığımız kadar “yabancı” olmadığını öğreneceğiz.

The Age of Disclosure belgeseli, onların Dünya kökenli, son derece zeki fakat insan olmayan canlılar olabileceği ihtimaline de kapı aralıyor.

Ancak eğer geleneksel dinlerin tarif ettiği anlamda bir Yaratıcı gerçekten varsa, hemen bütün büyük inançlar O’nu insanlığın ortak Babası olarak tasvir eder.

Peki aynı babaya sahip olan varlıklara ne denir?

Kökenleri ister Dünya olsun ister başka bir yıldız sistemi, ister dost ister düşman olsunlar; eğer bizimle aynı Yaratıcı’nın eseriyseler, o zaman bu “uzaylılar” bir bakıma bizim çok uzak akrabalarımız sayılmaz mı?

Paylaş:

Yazar: MuratS

Gezgin, Allah aşığı, varlık bilim genel ilgi alanı- Bilim Yazarı

İlgini Çekebilir

Insanligin En Büyük Utanci: Kolelik

İnsanlığın En Büyük Utancı: Kölelik “Bir insanı öldürmek korkunçtur. Ama bir insanı hayattayken özgürlüğünden etmek, …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir