Bağışıklık Sistemi, Bir Yaratılış Harikası (3)

Önceki yazılarda değindiğimiz gibi insan vücudunun doğal koruma alanları vardır. Deri, burundan yapılan solunumda filtre görevi gören burun içi mekanizmalar ve mide asidi gibi.

Ancak bir şekilde dolaşım sistemimize bir yabancı girmişse bu bizim çaresiz kaldığımız anlamına gelmemektedir. Öncelikle fagositoz işlemi ( İlk iki yazıda anlattığım gibi bazı hücreler düşman hücreleri parçalayıp yutarlar, buna fagosit etme yani yutma işlemi denmektedir) yapabilen hücreler tarafından müdahele edilir. Fagositoz yapan hücrelerin bir kısmı gezici iken diğer bir kısmı da sabit olarak dokularda bekletilir. Yani tüm kuvvetler eşit dağılmışlardır. Bu hücreler düşman sayısı çok değilse tehlikeyi kendileri altederler ve hiçbir yardım yada alarm verme ihtiyacı hissetmezler. (Dünyanın modern tarihinde belki de HIV virüsü ile birlikte en çok bilinen virüs Korona Virüs oldu. Bu virüsün insanlar üzerindeki etkisine baktığımızda pek çok kişinin sonucunun pozitif  (Yani hastalığa yol açan virüsü kanında taşıdığı bulgusu)  çıkmasına rağmen hiçbir semptom göstermemesi çok yuksek ihtimalle onların fagositoz yapan hücrelerinin virüsü tehlike çok büyümeden altetmesi nedeniyledir.)

 

HIV virüsünün 3 boyutlu

Ancak işler bazen büyüyebilir ve Fagositoz yapan hücreler düşmana karşı ilk cepheyi kaybedebilir.

Böyle bir durumda devreye Makrofaj hücreleri girer. Makrofaj hücreleri fagosit hücreler gibi çalışırlar ancak kapasiteleri çok geniştir. Buna rağmen yetersiz kalma ihtimalleri bulunmaktadır işte bu durumda vücutta pirojen isimli bir salgı salarak ateşimizin yükselmesine neden olurlar. Bu aslında bir savaş alarmıdır. Ateşimizin yükselmesi dinlenme ihtiyacının oluşması için özel olarak yaratılmıştır ve ciddi bir hikmete dayanmaktadır. Siz ateşinizin çıkması ile dinleneceksiniz böylelikle vücut enfeksiyonla mücadele etmek için gereken enerjiye sahip olacaktır.

 

Savunma sisteminin her alanında joker oyuncu gibi görev yapan bir makrofaj hücresinin bakterileri içine doğru sindirmek için çekerken çekilmiş görüntüsü.

 

Şimdi her zaman olduğu gibi sizi konu üzerinde düşünmeye çağırıyorum. Ateşimizin yükselmesine sebep olan sistemin ne denli bilgiye hassas olduğunu gördünüz. Peki makrofajlar bedenin genelinin enfeksiyona karşı mücadele için kırmızı alarm durumuna geçmesi gerektiğini nereden biliyorlar ? Uzun araştırmalar sonucu bu konuya vakıf olmuş olabilir mi ? Ömürleri bile en fazla birkaç yıl olan bu hücrelerin ileri medikal tıp eğitimi almış olabileceğini iddia edebilecek birisi varmıdır ? Varsa bu ileri tıp teknikleri üniversitesi bu bilgilere hangi çalışmalar ve vaka analiz raporları ile ulaşmıştır.

 

Tamam peki  beyine gelelim sizce beyin bu durumu nereden bilmektedir ? Beyin Makrofajlardan gelecek bilgileye göre ateşin yükselmesi gerektiği hassas bilgisini hangi üniversitede öğrenmiştir ? Neden kan şekerini yükseltmek yerine ateşi yükseltiyor ? Belkide beyin keratin ( saç ve ciltlerimizde kullanılan bir protein) proteininin üretimini de arrtırabilirdi ve buda bir facia ile sonuçlanırdı. Neden beyin tam olarak yapılması gereken şeyi yapıyor. Et ve yağdan ibaret zavallı hücreler topluluğu arkadaşlar bunların hepsi. Bunların ardındaki zekayı görmek zor olmamalı.  Azıcık düşünmek yeterli bu bilgiler üzerinde. Herşeyin melekutu yani sahibi olan Yüce Allah insana anlama kabiliyeti vererek konular üzerinde düşünmesini ve sadece onun için yaşamasını istiyor. İnsan bilincinin bunu tespitinin esprisi de budur işte…

 

Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O’nundur. Böyleyken Allah’tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?

 

Makrofajların sıradışı özelliklerinden bir diğeri de düşmana ait bilgiyi diğer savunma hücrelerine iletmesidir. Makrofajlar düşmana (antijen) ait bilgiyi B ve T hücrelerine sunarlar. B ve T hücreleri de kendilerine ulaşan bilgiyi lenfatik dokuyu izleyerek lenf bezlerine ulaştırırlar. Makrofajların lenfositlerin bu bilgiyi işleyeceğini bilmesi çok acayip bir olaydır. Bağışıklık sisteminin müthiş bir düzene ve sisteme sahip olduğunu ve bilgiye dayalı bir işleyişe sahip olduğunu göstermektedir. Peki onlara bilgiyi veren kim… elbette ki yüce Allah

 

Sistemin Cesur Savaşçıları, Lenfositler

 

Sistemin en zorlu savaşçılarıdır. Aslında cereyan eden mücadeleler genellikle lenfositlerin üstün mücadelesi sonucu kazanılır. Vücudumuzu gün boyu kontrol ederler, böylelikle tehlike büyümeden önüne geçme amacı güderler. Şimdi şöyle düşünebilirsiniz 100 trilyon nüfusunuz var ve 1 trilyonda sağlıkçınız var. Bir trilyon sağlıkçı sizce gün içerisinde defalarca kez vatandaşları kontrol edebilirmi ? Sadece bir kez değil defalarca, hiç durmadan. Tabiki yapamaz değil mi, ama bu durum vücudunuzda her gün tekrarlanmaktadır. Lenfositlerimiz hiç durmadan bu işlemi yapmaktadırlar. Her gün vücudumuzda kanser hücreleri oluşmakta, yine her gün yüzlerce virüs ve bakteri vücudumuzun içine girip bizi hasta etmek için çabalamakta ancak lenfosit hücrelerimiz tarafından bulunup etkisiz hale getirilmektedirler.

 

Lenfosit hücreleri antikor üreterek düşmanla mücadele ederler ancak bazen antikorlar yeterli gelmeyebilir, kanser hücreleri ile mücadelede olduğu gibi. Bu gibi durumlarda lenfositler daha güçlü lenfositlere görevlerini bırakırlar bunlarda kimyasal bir madde enjekte ederek antijeni yok eder. Bu kimyasal aslında vücuttaki her yapı için ölümcüldür peki ama nasıl olur da sadece antijene zarar verir. Bir kere bu kimyasallar lenfositlerin hücre zarının hemen dışarısında bulunur ve sadece düşmana enjekte için kullanılır. Elektron mikroskobu ile görülen bir canlı için biraz fazla bilgili bir hareket değil mi ? Oyuncuları izleyip yapımcı ve yönetmeni gözden kaçırmayın. En önemli unsur budur çünkü.

 

Yardımcı T hücresinin 3 boyutlu yapısı. Yardımcı T hücreleri bağışıklık sisteminin yönetici hücrelerindendir.

 

Vücudun Silah Üretim Tesisleri B Hücreleri

 

Artık lenfositlerin kemik iliğinde üretildiğini biliyoruz. Bu lenfositlerden bazıları kan yoluyla lenf dokularına taşınırlar bunlar B hücreleridir. B hücreleri antijenler ile savaşmamız için gereken antikorları üreten hücrelerimizdir.

 

B hücrelerinin ürettiği antikorlar düşmanların yok edilmesi için kullanılırlar, peki bu antikorların vücut yapıları için tehdit oluşturabileceği ihtimali ne olacak ? Sistemin yaratıcısı bunu da düşünmüştür. Böyle bir durum yaşanması durumunda çevre hücrelerden gelen bir sinyal üzerine B hücresi intihar eder. Burada durup düşünmek çok önemlidir, çevre hücreler bu sinyali vermeyi ve sinyal verilmesi gerektiğini nereden bilmektedir ?

 

B hücrelerinin olağanüstü tasarımına dikkat çekmeye devam edelim. B hücreleri herhangi bir antijen ile karşılaştığında mucizevi bir üretim fabrikasına dönüşür. Sıkı durun tek bir B hücresi tek bir antijen ile karşılaştığında olağanüstü bir antikor üretim sürecine girer ve yaklaşık olarak 8 ila 10 milyon arası antikor üretir. Tabiki bu kadar çok kombinasyon üretilmesinin hikmetleri vardır. Antikorlar daha öncede bahsettiğim gibi antijenler ile kilit anahtar uyumu gibi bir uyuma sahip olmak zorundadır. Yani bir antikor sadece bir antijene uyabilir ve milyonlarca farklı düşman bulunmaktadır. İşte burada bağışıklık sistemimizin müthiş yaratılışı ortaya çıkar. Pek çok kombinasyon eş zamanlı denenir, böylece vücut vakit kaybetmeden savaşa devam edebilecektir.

 

B hücrelerindeki yaratılış mucizeleri bununla da bitmez. Savaşın kızıştığı dönemde minik işgalcilerin genetik kimlik detaylarına sahip olan bellek B hücreleri bunları uzunca bir süre hafızasında tutar. Böylece aynı düşman ile bir kez daha karşılaşıldığında bağışıklık sistemi hızlı yanıt verebilir.

 

İnsan vücudunda her saniye binlerce hücre ölür yenileri üretilir. Ancak B hücrelerinin ömürleri oldukça uzundur fakat yinede ölümsüz değillerdir. Peki bellek  B hücrelerinin onca sürede edindiği düşmanların kayıtları öldüklerinde kaybolup gidecektir.  Tabiki böyle olması korkunç bir felaket olurdu. Düşünsenize her yıl kabakulak, kızamık, grip vb. hastalıkları düzenli bir şekilde yaşadığınızı. Açıkçası Korona Virüs salgını bize salgın hastalıkların hayatlarımızı kökünden söküp fırlattığını ve tüm konforumuzu huzurumuzu ve ekonomimizi altüst ettiğini göstermektedir. Bu salgının her yıl üst üste yaşanabildiğini ve buna karşı aşı geliştiremeyecek olduğunuz düşünsenize. Gerçek bir kabus değil mi ? Açıkçası musibetler gözümüzün önündeki perdeleri kaldırmakta ve görüş gücümüzü keskinleştirmektedir. Konumuza dönecek olursak bellek B hücreleri ölmelerine yakın genç bellek B hücrelerine tuttukları kayıtları aktarmaktadırlar. İnanılmaz bir arşiv sistemi değil mi

 

Sık sık durduruyorum sizleri ancak gerçekten durmak gerekiyor. Düşmanın kaydının tutulması bunun arşivlenerek gelecek nesillere bırakılması işin içerisinde ki bir yaratıcının tasarımını göstermektedir. Diğer türlü bilgiyi açıklamak imkansızdır. Bellek B hücreleri kayıt tutması gerektiğini nereden bilmektedirler, makrofajlar ve T hücreleri düşmanın bazı protein parçalarını kopartıp neden üzerlerine takarlar. Burda bir sistemin hem de olağanüstü bir sistemin olduğu açıktır. Buna karşın yaratıcının varlığına inanma filli değil kabul etmek filli girmektedir. Tasarım, yaratılış gözlerimizin önünde, yaratılış için daha nasıl kanıtlar sunulabilir ki ?

 

Bu noktada bir miktar daha aşina olabileceğimiz bir örnek vermek konunun daha iyi anlaşılmasına destek sağlayacaktır. Bağışıklık sistemini Türkiye Cumhuriyeti kolluk kuvvetleri ile kıyaslayabiliriz.

Ordu hazır kıta beklemektedir. Sınır güvenlik birimlerimiz teyakkuzdadır. Ülkenin iç kesimlerinde polis ve jandarma birimlerimiz gelecek şikayetleri beklemekte yada gözlemledikleri olgulara müdahale etmektedirler. Ayrıca ülkenin istihbarat teşkilatı 4 koldan arama tarama bilgi toplama faaliyeti işlemektedir. Sıradan giden bir günde eğer sınırlarımızda bir saldırıya uğrarsak sınır güvenlik devriyelerimiz küçük bir topluluğa gereken dersini verir ve  normal işleyişine döner. Peki ya çok daha kalabalık bir grup etkili silahlar ile gelirse, o zamanda çevre şehirlerden ek kuvvetler istenecektir. Saldırgan düşmanlar için istihbarat desteği talep edilir ve küçük bir karşılama partisi düzenlenir. Eğer gelen bir ordu ise ve sınır güvenlik kuvvetlerimiz aldıkları ek desteğe rağmen mücadele edemezlerse bu kez kolluk kuvvetlerinin başına acil uyarı mesajını verir ve ülke savaş durumuna geçer. Teyakkuzda bulunan ordu tüm kuvvetleri ile düşman üzerine saldırır ve düşmanı yok eder. Ancak düşmanın bazı birimlerinin şehirlerin içerisinde evlerin arasında gizlendiği bilgisi ulaşmıştır. Acilen düşman yok edilemezse tehlike tekrar baş gösterecektir. İşte bu durumda devreye ülkenin özel operasyon birimleri devreye girer ve düşmanları saklandığı yerlerde yok eder.(Evlerin içerisine gizlenen düşmanları virüsler olarak addedebiliriz) Savaş bitmiştir, artık toparlanma vaktidir tüm kuvvetler için ancak düşmanın nasıl taktikler ile saldırdığı, ne gibi silahlara sahip olduğu ve diğer kimliksel bilgiler savunma bakanlığı bünyesinde tutulacaktır. Böylece düşmanın karakteristik bilgilerine sahip olan devletimiz bir saldırı daha gerçekleşirse çok zaman kaybetmeden düşmanı alt edebilecektir.

 

B hücresi.

 

Yukarıda ki örnekteki devlet sizin vücudunuz, kolluk kuvvetleri bağışıklık sisteminiz, sınırdan saldıranlar bakteriler, virüsler ve mantarlardır. İçimizde bildiğiniz bütün devletlerden ve bütün ordulardan çok daha iyi yönetilen bir sisteme sahipsiniz. Hatta insanların Dünya geneli için kastediyorum rüşvet almak, adam kayırmak, işi ehil olana tespit etmemek, tembellik gibi pek çok kötü hasleti bulunmaktadır. Bu karşın hücrelerimizin rüşvet almak, adam kayırmak ve tembellik gibi kötü hasletleri yoktur. Bu anlamda herhangi bir insan yapısı sistemle kıyaslamak çok da doğru olmayacaktır

. Sizce bu kompleks sistem tesadüflere dayalı evrim süreci ile mi oluşmuştur yoksa bu kadar karmaşık bir sistemin bir yaratcısı olduğu düşüncesi daha akıllıcamıdır ? Vicdanını ve akli melekelerini henuz kaybetmemiş her insanın buna vereceği yanıt tabi ki Allahın varlığını onaylamak olacaktır.

 

O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O’dur. Mülk O’nundur, O’ndan başka tanrı yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz?
(Zümer 6)

 

 

T Hücreleri Savunma Sisteminin Belkemiği

 

3 Farklı tip T hücremiz bulunmaktadır. Kemik iliğinde üretilmektedir ve üretimin gerçekleşmesi akabinde Timüs isimli organımıza seyahat ederler. Tabiki bu turistik bir seyahat değildir, T hücreleri Timüs’e eğitim almak için giderler. Yanlış duymadınız eğitim, T hücreleri vücut yapıları ve yabancı dokular arasındaki farkın onlara verilmesi için Timüs organında 4 haftaya yakın bir süre eğitim alırlar. Eğitimden kasıt T hücrelerine vücut yapıları ile yabancı dokular arasındaki farkın gösterilmesidir. Ancak bu eğitimden sonra görev yerlerine geçebilirler.

 

T hücreleri aldıkları eğitimin akabinde küçük bazı testlere tabi tutulmaktadırlar. Bu testler ile vücut yapıları, zararlı madde-zararsız madde arasındaki fark vb. bilgilere sahip olup olmadıkları görülür ve akabinde görevlerine başlarlar. Tabi ki testleri geçemeyenlerde olmaktadır ve bağışıklık sisteminin hatalara toleransı yoktur, yani bu eğitimde bir sınıf tekrarı yada bütünleme mümkün değildir. T hücreleri ya yok edilir yada onlara intihar et emri verilir.

 

T hücresi yada diğer bağışıklık hücrelerinin aldıkları bu eğitimler ve ardından gelen test süreci çok önemlidir. Eğer bağışıklık sistemi hücreleri kendi yapıları ile yabancılar arasındaki farkı anlayamazsa bu vücut için facia ile sonuçlanacaktır. Bir grup yağ, su ve protein bazlı varlıklardan beklenemeyecek bir hareket açıkçası. Bir insana yaratıcının gölgesi olarak biz daha ne gösterebiliriz ki ?!

 

T hücreleri üç farklı tipe haizdir.

 

Yardımcı T hücreleri; Bu hücreleri komutanlar olarak görebiliriz. Öncelikle makrofaj hücrelerinin sindirdikleri düşmanın genetik kodunu incelerler. Düşmanın yapısı tam olarak çözüldüğünde diğer lenfosit hücreleri savaşmaya çağırırlar. Yardımcı T hücreleri lenfokin ismi verilen bir molekül salgılarlar bu molekül adeta çok gizli bir savaş ilanıdır. Savaş ilanı bu durumda sadece savunma sistemine verilmektedir bu ilan ile hücreler genel bir savaş durumuna geçerler, B hücreleri antikor üretmeye başlarlar.

 

Her aşaması ayrı bir mucize olan bağışıklık sisteminin bir başka mucizesinin içerisindeyiz. Bildiğiniz üzere askeri mücadeleler taktik, strateji ve zeki beyinler gerektirmektedir. Ayrıca askeri düzenin ve disiplinin sağlanması çok önemlidir. Savaşı kazanmak için herşey tıkırında gitmeli ve güçlü bir sisteme sahip olmalısınız. Bağışıklık sistemimiz modern orduları bile kıskandıracak kadar disiplinli, adanmış ve strateji sahibidir. Bir strateji sahibi olabilmeniz için savaşa haiz olmalı, elinizdeki orduyu çok iyi tanımalı, otoritenizi kabul ettirmiş olmalısınız. Basit bir hücre grubundan beklenmeyecek bir özellik. Yukarıdaki satırlarda da değindiğim gibi eğer oyunculara çok odaklanırsanız yapımcıyı göremezsiniz. Esas hüner onları yapanda yaratanda.

 

Katil T hücreleri; Savunma sisteminin agresif üyelerinden biridir. Çoğu zaman düşmana karşı üretilen antikorlar işe yaramaz. Virütik hastalıkların neden olduğu durumlarda virüsler hücrelerin içine gizlenmiş olabilirler. Böyle durumlarda Katil T hücreleri işlerin yolunda gitmediğini yaptığı bir kontrol sonucu anlar.( Bu noktada katil T hücrelerinin Timüs organımızda vücut yapıları ve hücreleri ile alakalı aldığı eğitimi hatırlayalım) Yaptığı kontrol sonucu hücrenin işgal altında olduğuna inanırsa hemen hücre zarının dışındaki bir kimyasalı işgal edilmiş hücreye enjekte eder ve yok eder. Virüslere karşı en etkili çözüm genelde budur.

 

Peki hiç aklınıza geliyormu bu kimyasal neden katil T hücresine yada vücudun diğer yapılarına zarar vermiyor diye ? Bu kimyasallar katil T hücrelerinin hücrelerinin tam dışında bulunmaktadır. böylelikle sadece işgal altındaki hücreye kullanım aşamasında zarar vermektedir. Elektron mikroskopları ile ancak görülebilen küçücük bir hücrenin dışına monte edilmiş ölümcül bir silah. Tesadüflere dayanan evrim görüşlerine inananlar için çok can sıkıcı.

 

Katil T hücresinin Kanser hücresine saldırışı. Kırmızı KAtil T

 

Doğal Katil Hücreler; Vücudumuzda doğal olarak bulunan ve bir bağışıklık hafızasına sahip olmayan oldukça agresif savunma hücreleridir. Genellikle virüsler ile mücadelede büyük bir faydasını görürüz. Ayrıca kanser ile mücadeledede oldukça kritik konumdadırlar. Doğal Katil hücreler düzenli olarak hiç sıkılmadan, görevini aksatmadan vücut içerisinde sürekli devriye görevi ifa etmekte ve şüpheli gördüğü hücreleri önce kontrol edip ardından yok etmektedir. Ayrıca belli durumlarda eğer şüpheli hücre sayısı fazla ise Doğal Katil hücre çevresine sitotoksin püskürtmekte ve özellikle kanser hücrelerini hedef almaktadır. Çevresine sitotoksin yayarak bütün hücreleri zehirlemektedir böylelikle çevresindeki hücrelerin hepsinin DNA’sı bozulur ve DNA hata onarım mekanizmaları çalışmazsa hücre ölür. Ancak kanser hücreleri hariç her hücrenin DNA onarım mekanizması bulunmaktadır ve kendilerini onarabilirler. Yani doğal katil hücreler aslında bu toksinlerin sadece kanser hücrelerine kalıcı zarar vereceğini bilmektedirler.

 

Bir Doğal Katil hücre kendisinden kat be kat büyük bir kanser hücresine saldırıya hazırlanırken.

 

Tabi ki DK hücrelerin ne bu toksini üretmeye, ne depo etmeye, ne test etmeye imkanı yoktur ve olmamıştır. Vücudumuzdaki diğer herşey gibi DK hücrelerde bağıra bağıra Yüce Allah’ın varlığını ve onun varlığının özelinde insan şuurunun sorumluluğunu hatırlatmaktadırlar. DK hücreler ile ilgili çok güzel türkçe altyazılı bir videoya buradan ulaşabilirsiniz.https://www.youtube.com/watch?v=gHDzUyB1OmI

 

Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim’dir, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)

 

 

Kan içerisindeki bazı hücreler ve savunmadaki rolleri;

 

Eozinofil; Fagositoz kabiliyetine sahip bir savunma hücresi

 

Bazofil; Daha çok dalak ve bağırsakta görülen bir savunma hücresi

 

Nötrofiller; Yine fagositoz özelliği bulunan bir hücre olmakla birlikte ayrıca antibakteriyel özellikleri de mevcuttur.

 

Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O’nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. Zumer 67

 

Bir sonraki yazıda bağışıklık sistemimizin modern seri katillerden HIV virüsü ve son  donemin salgın hastalığı Korona Virüs ile mücadelesine ayırıp bağışıklık bahsini kapatacağım Allah izin verirse.

Paylaş:

Yazar: MuratS

Gezgin, Allah aşığı, varlık bilim genel ilgi alanı- Bilim Yazarı

İlgini Çekebilir

Hayat Neden Tesadüflerin Eseri Olamaz- Proteinler

Hayat Neden Tesadüflerin Eseri Olamaz- Proteinler     Proteinler dendiğinde aklınıza sadece  vücut çalışan sporcular …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir