Evrim Ağacı Soytarılığı

Evrim Ağacından Mikro Makro Aldatmalar

 

Evrim agaci org sitesinde şu adreste yayınlanan bir yazı Türkiye’de seküler fanatizmin bilimin ismini kullanarak nasılda kendi inancının propagandasını yaptığının en açık göstergelerinden biridir. Yazı Mikro evrim ile makro evrim arasındaki devasa farkın inanç vasıtası ile kapatılma girişiminden ibarettir. Ancak her açıdan ellerine yüzlerine bulaştırdıkları bir yazı olmuş. Öncelikle Evrim nedir ve mikro makro evrim kavramları ne anlama gelmektedir bunlara bakalım…

 

Evrim Nedir ?

 

Kelime anlamı ile evrim değişim demektir ancak kullanım amacı temel alındığında oldukça farklı pek çok tanımlama önünüze gelecektir bunun sebebi en küçük değişikliklerin dahi evrim olarak nitelendirilmesidir. Söz gelimi yeryüzünde ki köpek türlerini temel aldığınızda eğer buradaki değişimi ele alıyorsak evrim kelimesi kesinlikle kullanılabilir ancak bu köpeklerin daha sonra  kanguru vb canlılara evrildiğini iddia ediyorsak işte burada bu bir iddiadan ibarettir ancak buda yine evrim kelimesi ile tanımlanmaktadır, dolayısıyla iki değişim türü içinde evrim dendiği için evrim kelimesini açmadan kullanmak doğru olmayacaktır. Evrim ana hatlarıyla iki ana başlığa ayrılmaktadır, Mikro Evrim ve Makro Evrim, önce bunları inceleyelim;

 

Mikro Evrim Nedir ?

 

Mikro bir tür içerisinde sınırlı kalan küçük değişimleri incelemektedir. Oldukça popüler bir örnekte endüstri devrimi dönemi İngilteresinde açık renkli güve topluluğunun kısa sürede yok olduğunu ancak koyu renkli olanların hayatta kalıp yeni bir popülasyon ürettiği bunun hem mikro evrime hem de (renk değişiminden ötürü) doğal seleksiyona güzel bir örnek olduğu anlatılmaktadır.[1] Bu örnekte anlatılanlar doğrudur ve gerçekten güvelerin kendi içlerinde renk değişimleri olabilmektedir ve bahsedilen olguda koyu renkli güvelerin hayatta kalması gerçekten bir doğal seçilim örneğidir. Ancak doğru olmayan bu tip örneklerin birikimi ile güvenin bir arıya ( bu tarz büyük değişimlere makro evrim adı verilmektedir) yada benzer bir canlıya dönüşmemesidir. Güve kanat uzunluğu, rengi, büyüklüğü değişse bile hep güvedir. Ayrıca Yeni bir genetik bilgide üretilmemektedir genelde bu tarz değişimlerde, zaten hali hazırda o türe ait olan bir bilgi yada özelliğin değişmesidir gerçekleşen.

 

Makro evrim nedir 

 

Makro evrim tür seviyesinin içinde olan biten değişikliklerin dışındaki neredeyse her yeni büyük değişiklik olarak adlandırılabilir evrimcilerin inançlarına göre. California Berkeley üniversitesi Makro evrimin tarih boyunca meydana gele büyük biyolojik değişimler olduğunu söylerken örnek olarak memelilerin kökeni ve çiçekli bitkilerin yayılmasını makro evrime örnek olarak göstermektedir.[2]

 

Bir tür içerisindeki değişimler o türü bir başka türe dönüştürmemektedir. HIV virüsü çılgınca mutasyonlar geçirmektedir[3] ancak ilk ortaya çıktığından beri HIV hala HIV’dir ve onun enfekte ettiği bizlerde aynı kalmaya devam etmekteyiz.

 

O halde şunu söyleyebiliriz; bir tür içerisindeki değişimler türü başka bir şeye değiştirmez ancak renk, boy, yapı vb değiştirebilir. Bu anlamda evrim kelimesi doğrudur ancak arıların kafadan bacaklı canlılara dönüşmesi gibi iddialar yani makro evrim iddiaları asılsızdır. Ne fosiller yoluyla ne genetik kanıtlar ile nede başka bir şekilde gözlemlenmemiştir. bu tip iddialar Dinine sıkı sıkıya bağlı sekülerlerin temennilerinden ibarettir.

 

Şimdi Evrimci yobazlığın kendini her tonda gösterdiği insanları aldatmaya yönelik evrim ağacı propagandasını gösterelim.

 

Yazar ” Renklerle Evrimi Anlamak” başlığı ile başladığı yazısına renkler arasındaki ince geçişleri serpiştirip bakın yavaş yavaş renk değişti ancak siz bu geçişin yumuşaklığını tam anlayamadınız bile işte bu evrimdir diyor.

 

Evrimcilerin en temel problemlerinden biri gerçek dünyada karşılığı olmayan örnekler üzerinden aldatmaya yönelik fantastik uyarlamalar yapmalarıdır. Öncelikle  tesadüfi evrim görüşü gerçekten de renkler arasındaki geçiş kadar kolay bir denklem olsa hepimiz sorgusuz sualsiz bu iddiaları kabul ederiz ancak durum öyle değil. Canlılarda değişimlere DNA dizilerindeki mutasyonlar sebep olmaktadır. Bu mutasyonlar genelde radyoaktivite, kimyasallar yada DNA’nın kendini kopyalaması sırasında meydana gelen ( Bu noktada DNA’nın kendini her kopyalamadan sonra hataları düzeltmek için sarmalı ikiye ayırarak tekrar doğru sıralamanın gerçekleşip gerçekleşmediği hususunu kontrol için olağanüstü bir kontrol sistemi kullandığı gerçeğini hatırlatmak gereklidir. DNA ve tüm diğer hücresel birimler kör şuursuz şeyler olduklarına göre burada sistemin bir tasarlayıcıya ait olduğu oldukça açıktır) hatalar sebebiyle gerçekleşmektedir.

 

 

Bunun sonucunda hayati proteinlerimizi ve bir o kadar hayati ancak yeni yeni keşfetmeye başladığımız farklı hücresel düzenlemeleri kodlayan DNA dizilerimiz gelişi güzel bir şekilde bozulur. Peki bu bozulma olduğunda kurbağa prense mi donüsür yada gazeteci Klark Kent Süpermen mi olur ? Hayır bunlar filmlerde ve evrimcilerin hayal dünyalarında gerçekleşiyor. Gerçek dünyada bu tarz değişimlerin sonucu genel itibari ile doğum anomalileri yada kanserdir. Yada bunlara benzeyen değişik ölümcül yada hayat kalitesini bütünüyle bozan hastalıklardır.

 

Devam etmeden önce mutasyonlara bir iki örnekle bakalım, öncelikle Nijmegen Kırık sendromu[4] isimli Kalıtsal Genetik bir hastalık yani DNA mutasyonları sonucu oluşmuş olan bir hastalık ile başlayalım;

 

Nijmegen Kırık Sendromu ile hastalanmış çocukları oldukça sıkıntılı ve kısaltılmış bir yaşam süresi beklemektedir. Bu DNA mutasyonları nedeniyle gerçekleşen bir hastalıktır.

 

Nijmegen Kırık Sendromu kalıtsal yani DNA mutasyonları sonucu hani şu  mucize gibi anlatılan tesadüfi DNA değişimleri sonucu oluşmuş olan ve oldukça sıkıntılı bir yaşam süresine ve onun kısalmasına neden olan ölümcül bir hastalıktır. DNA’daki tesadüfi değişimler binlerce Nijmegen Kırık hastası açısından yaşarken ölmekten farksızdır. Bu sendroma sahip hastaların tecrübe ettiği bazı semptomlar şöyledir;

 

  • Nijmegen kırılma sendromlu bireyler, geriye doğru eğimli alın, belirgin bir burun, büyük kulaklar, küçük bir çene ve gözlerin yukarı doğru bakması gibi tipik yüz görünüm özelliklerine sahiptir. Bu tipik yüz görünümü genellikle 3 yaşına kadar belirginleşir.
  • Bu hastalarda kombine hücresel ve hümoral immün yetmezlik mevcuttur. Ayrıca T hücreleri olarak adlandırılan bağışıklık sistemi hücreleri anormallikleri de olabilir. Bu bağışıklık bozuklukları nedeniyle, bu hastalarda bronşit, zatürre, sinüzit gibi tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlık artmıştır.
  • Bu hastalığa yakalanan çocukların ilk yıllarda zekaları normalken, çocuğun yaşı ilerledikçe zeka seviyesi de azalmaktadır. Yani bu çocuklarda mental retardasyon da gelişebilmektedir. Çocuk yeteneklerini, en son öğrendiğinden en önce öğrendiklerine doğru sırayla kaybedebilir.
  • Nijmegen kırılma sendromu olan bireylerde (özellikle çocukluk döneminde) lenforetiküler maligniteler (en sık diffüz büyük B hücreli ve T hücreli lenfoblastik lenfoma) sık görülürken, hepatoma, malign meningiom, rabdomiyosarkom, gonadoblastom ve medulloblastom gibi maligniteler de görülebilmektedir.
  • Nijmegen kırılma sendromlu kadınlardaerken yumurtalık yetmezliği görülebilir ve bu hastalar 16 yaşına kadar adet göremez ya da adet dönemleri olmaz. Bu nedenle bu kadınların çoğu çocuk sahibi olamaz.

 

 

 

Taş Adam Sendromu[5] olarak bilinen hastalığı ele alalım. Bu hastalıkta mutasyonlar sonucu oluşur. Üstelik bu hastalıkta çok az nükleotit değişikliği ile sadece kemik oluşumunu etkileyen bir kaç genin sonradan mutasyona uğraması ile gerçekleşmektedir.

 

Gen mutasyonu vasıtası ile ortaya çıkan bir başka hastalık Taş Adam Sendromu. Bu senromda hastaların yumuşak dokuları kemik oluşumunda görevli bir proteini üreten bir genin değişmesi nedeniyle kemikleşmeye başlamaktadır. Bunun sonucunun neler olduğunu zikretmeye bile gerek görmüyorum.

 

 

 

Mutasyonlar meydana gelmektedir ama DNA genelde bu mutasyonları düzeltir yani oldukça kararlı bir moleküldür DNA. ancak yinede arada düzeltilemeyen hatalar meydana gelir ve onların sonucu da yukarıda verdiğimiz hastalıklar benzeridir. Mutasyonların en bilinen sonucu kanser yada genetik rahatsızlıklardır. Bizleri yaratan hücrelerimizde gerçekleşen kopyalama hataları değil tüm evrenin sahibi yüce Allahtır.

 

En nihayetinde atasal bir tür, çok yavaş ve birikimli bir şekilde, nesilden nesle farklılaşarak ve sayısız ara türden geçerek, yepyeni özelliklere sahip türlere evrimleşmektedir.

 

İşte bu noktada sormak gerekli canlılara bu denli zarar veren bir mekanizma ile kör süreçler vasıtası ile bir canlı bir ele , göze yada karaciğere yada kemik kas düzenine sahip olabilir mi ? Elinizde milyarlarca harften oluşmuş bir düzenleme var ve birileri gelip size bu düzenlemede arada daktilo hataları yaparsanız bu şekilde tüm Osmanlı tarihini anlatan bir ansiklopediyi yavaş yavaş yazabilirsiniz dese ne dersiniz ? Sizce bunun için mümkünat varmı ? Üstelik konu bu örnekteki kadar basitte değil. Yani ansiklopedi yazarken hata yapsanız ne olur ? Ölmezsiniz ama canlılar için durum böyle değildir, bir su kaplumbağasının kabuğunu sertleştirecek mutasyonları beklemesi, üstelik her adımda aynı noktaya bir öncekinden daha geliştirici ancak hali hazırda olan düzeni bozmayacak mutasyonların isabet etmesi, bence bir prensin kurbağayı öperek prens yapması daha gerçekçi çünkü sadece bir kez mucizeye ihtiyaç duyuyor.

 

Genel yanlış anlaşılma; evrimin bir filin bir fareden bir anda meydana geldiğini söylediğini düşünmektir.

 

Böyle bir şeye kimse inanmıyor zaten, yani daha doğrusu kimse bu tarz bir şey iddia etmiyor. Meydanı boş bulan fazla heyecanlı bir evrimcinin kendi fantastik iç dünyasının yansımaları bunlar. Yaratılışı savunan bilim adamları evrim görüşünü sıkı evrimcilerin kendi görüş açılarından eleştirmektedir.

 

 

Buna rağmen, bugüne kadar makroevrimi genlerle, fosillerle ve laboratuvar şartlarında yapılan gözlemlerle bile gözlemeyi başardık!

 

Külliyen yalan, genlerle sadece kendi  iddialarını oluşturdular. Şöyle açıklayabiliriz bunu, elinizde uyandığınızda 5 adet elma var. Bu 5 elmanın nereden geldiğini bulmak istiyorsunuz ancak size öyle bir şey öğretmişler ki bu 5 elmayı sadece bakkal Fikret vermiş olabilir. Yani anneniz vermiş olabilir, babanız kucağınıza koymuş olabilir, siz daha önce satın almış sonra uyuya kalmış olabilirsiniz. Hayır efendim tek yol bakkal Fikret ön kabulleri ile yola çıkarsanız buna dair açıklamalar üretebilirsiniz. Ancak konu bir şeyler söylemek değil bunun ne kadar doğru ve bilimsel olduğudur. Evrim görüşü apriori ön kabuller ile yaklaşılan bir konudur. Bilim adamlarına sadece böyle bakacaksın emri ile yaklaşmaları dikte edildiği için başka bir yol ile açıklama imkanları bulunmamaktadır. Bu gerçeği göz önüne aldığınızda sözde açıklamaların sağlam kanıtlar içermediği sürece çöp olduğunu da biliyorsunuzdur.

 

Fosillerde bu dini bütün arkadaşa yardımcı olamaz ki aslında fosiller bu tesadüfi evrim görüşünün en büyük düşmanıdır. Sıkı inançlı evrimcilerin derisi kabarmasına rağmen Kambriyen dönemi onların bu aşırı yavaş çok yavaş evrim ( hızlı deseler bu kez kurbağa prens hikayesi ortaya çıkıyor çünkü)  görüşünü bütünüyle çürütmektedir. 40 civarı farklı filumun çok kısa bir zaman aralığında ortaya çıkması Darwinin ve bizim beyaz Türklerin inançlarını yıkmıştır. Fosiller konusundaki tek sorun Kambriyen dönemi değildir tabiki tüm canlılık tarihi bariz bir şekilde hızlı değişimler ile geçmiştir. Daha fazla bilgi için şu yazıya göz atabilirsiniz.

 

 Halbuki evrim böyle zincirleme bir şekilde, her torun her atadan aynı yönde farklılaşacak biçimde ilerlemez. Bir ağaç gibi ilerler.

 

Şimdi bu argümanı kullanan bu evrimci arkadaş hayatın on binlerce farklı patikada olduğunu bilmiyor mu ? Madem evrim bir ağacın dallarının uzaması gibi bir süreç neden birbirinden oldukça farklı binlerce tür var ? Mantıklı bir açıklama beklemek çok manasız, alabileceğiniz yanıtlar tek düze olacak, çok canlarını sıkarsanız sizi bilimsel bulmayıp konuşmak istemediklerini söyleyeceklerdir.

 

Umuyoruz ki bu anlatım, yeterince süre tanındığında, mikroevrimin makroevrime neden olamayacağını düşünmenin ne kadar mantık dışı olduğunu anlamanızı sağlayacaktır.

 

Yazar sizi kanıtlarla değil de sürekli bilinçaltınıza işleyen bir hipnotizma ile etkilemeye çalışıyor. Bakın çok kolay, bunu kabul etmezseniz aptalsınız, biz bilimseliz en çok biz bilimseliz, bizi dinlemeyenler aptaldır anlamına gelebilecek argümanlar ile Türkiye de bariz bir şekilde bilim okuması altyapısı olmayan gençleri etkilemenin derdindeler. Gençler birinin nasıl sloganlar oluşturduğu değil iddialarının altını nasıl doldurduğu önemlidir. Bu adamların elinde canlılık tarihinde makro evrimin gerçekleştiğini ispat edecek adam akıllı bir kanıt yok.

 

Aksine canlılığın bilinçli bir müdahale ile yaratıldığına dair her geçen daha akılcı kanıtlar keşfediyoruz. Şahsen benim için bu kanıtlar yağmurun altında kalmak gibi, artık yağmurun varlığını inkar etmek mümkün değil.

[1] https://byjus.com/biology/industrial-melanism/ Erişim Tarihi; 29/01/2022

[2] https://evolution.berkeley.edu/evolution-101/macroevolution/ Erişim Tarihi; 29/01/2022

[3] https://journals.plos.org/plosbiology/article?id=10.1371/journal.pbio.1002251 Erişim Tarihi; 29/01/2022

[4] https://rarediseases.info.nih.gov/diseases/3904/nijmegen-breakage-syndrome Erişim Tarihi; 29/01/2022

[5] https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/31785620/ İlgili linkte gerçek bir vaka üzerinden oldukça detaylı bilgi ve görsel paylaşımı gerçekleştirilmiş. Erişim Tarihi; 28/01/2022

Paylaş:

Yazar: MuratS

Gezgin, Allah aşığı, varlık bilim genel ilgi alanı- Bilim Yazarı

İlgini Çekebilir

Evrimin Temel Problemleri- Homoloji

Site Yazarı Önsözü   Prof. Jonathan Wells’in ikinci yazısı Homoloji ile devam ediyoruz. Homoloji yine …

4 yorum

  1. Elinize sağlık. Bilgilerin çarpıtılması genç kesmin de buna aldanması üzücü bir durum.

    • Merhaba Merve Hanım

      Maalesef bu çok sık karşılaşılan bir sahtekarlık. Bu çarpıtmaları ve sahtekarlıkları açık bir şekilde gösteremez isek bu kez sürekli tekrarlanan yalanın hakikat olmasına dönüyor iş…

  2. Elinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir