Lily Jay, Andrew Tate vb leri. Suclari kanitlanmayan insanlari burada yargilamak istemem ama cok ciddi iddialar var ve biraz arastirma yapildiginda bu iddialarin muhatabi olan kisilerin cok seffaf olmadiklarini goruyoruz. Peki neydi bu insanlari bu kadar populer yapan sey ve neler yanlisti ? Gelin beraber bu sonradan musluman oldugunu iddia eden kisiler uzerinden gerceklesen sahtekarlik vb vakalarda sadece sahterkarlarin mi sucu var inceleyelim.
Son yıllarda dikkat çeken bir eğilim var. İslam’ı sonradan seçtiğini açıklayan tanınmış isimler, kısa süre içerisinde birçok Müslüman tarafından büyük bir coşkuyla karşılanıyor. Elbette bir insanın hidayete yönelmesi sevindirici bir hadisedir. Ancak bu sevinç, kişiyi bir anda otoriteye, örneğe veya dokunulmaz bir figüre dönüştürmemelidir.
Kur’an’ın öğrettiği ölçü, insanların isimleri değil; imanları, ahlakları ve salih amelleridir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 49/13)
Bir kişinin yeni Müslüman olması, onun bütün sözlerinin doğru olduğu veya hayatının İslam’ı temsil ettiği anlamına gelmez. Aynı şekilde, bir insanın tanınmış olması da ona din adına ayrıcalık kazandırmaz. Müslümanların ölçüsü kişiler değil, vahiy olmalıdır.
Asıl problem burada başlıyor. Birçok Müslüman, dinin merkezine Allah’ı koymak yerine, farkında olmadan insanları koyuyor. Hayatın merkezinde olması gereken Rabbimiz iken, insanların gündemi çoğu zaman hangi ünlünün Müslüman olduğu, ne söylediği veya nasıl yaşadığı oluyor. Oysa Kur’an sürekli insanı Allah’a yöneltir; kullara değil.
Bu durumun temelinde ise Allah’ı tanıma gayretinin zayıflaması yatıyor. İnsan, tanımadığı bir varlığı gerektiği gibi sevemez. Tanımadığı bir Rabbe tam anlamıyla güvenemez. Tanımadığı bir ilahı hayatının merkezine koyamaz.
Kur’an bunun için insana sürekli kâinatı okumayı öğretir:
“Onlar deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmış?” (Gâşiye, 88/17)
Bir başka ayette ise Allah şöyle buyurur:
“İçtiğiniz suyu gördünüz mü? Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren Biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. Hâlâ şükretmeyecek misiniz?” (Vâkıa, 56/68-70)
Dikkat edilirse Kur’an’ın yöntemi, insanı önce nimete baktırmak, sonra nimetin sahibini düşündürmektir. Gördüğümüz her nimet, bizi Allah’a ulaştıran bir işaret olarak sunulur. Çünkü gerçek marifetullah, yani Allah’ı tanıma, tefekkürle başlar.

Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona gerçekten pek çok iyilik ve güzellik verilmiştir. Fakat bu hakikatleri ancak gerçek akıl sahipleri anlar, üzerinde düşünüp ibret alır.
Bakara 269
Bugün ise din, birçok insan için farkında olmadan kültürel bir alışkanlığa dönüşmüş durumda. Namaz kılınıyor ama namazın insanı Allah’a yaklaştıran ruhu ihmal ediliyor. Umreye gidiliyor ama Allah’a içten yakarış zayıf kalıyor. Dini semboller korunuyor ama Allah’ı tanıma çabası ikinci plana itiliyor.
Kur’an ise defalarca düşünmeyi, akletmeyi ve tefekkür etmeyi emreder:
“Onlar Kur’an’ı gereği gibi düşünmüyorlar mı?” (Muhammed, 47/24)
Ne yazık ki birçok Müslüman, inandığını söylediği kitabı anlamaya çalışmadan yıllar geçiriyor. Bilgiyle bağ zayıflıyor, tefekkür azalıyor, kişisel gelişim ihmal ediliyor. Bunun sonucunda din, insanın karakterini dönüştüren canlı bir hakikat olmaktan çıkıp nesilden nesile aktarılan kültürel bir kimliğe dönüşebiliyor.
Oysa Allah’ın istediği kulluk bundan çok daha derindir. Kur’an, insanı sürekli Rabbiyle bağ kurmaya çağırır; O’nu tanımaya, nimetleri üzerinde düşünmeye, kâinattaki ayetleri okumaya ve kalbini yalnızca O’na yöneltmeye davet eder.
İhlas da tam burada doğar. Allah’ı gerçekten tanıyan insan, ibadetini insanların takdiri için değil, Rabbinin rızası için yapar. Onun ölçüsü ünlüler değil, Allah’ın kitabı olur. Onun rehberi popüler isimler değil, vahiy olur.
Bugün Müslümanların en büyük ihtiyacı yeni kahramanlar aramak değildir. En büyük ihtiyaç, yeniden Allah’ı tanımaya çalışmaktır. Çünkü insan, Rabbini tanıdıkça O’nu sever; O’nu sevdikçe O’na yönelir; O’na yöneldikçe de ibadetleri kültürel bir alışkanlık olmaktan çıkar, bilinçli ve ihlaslı bir kulluğa dönüşür.
Gerçek diriliş, insanların peşinden gitmekle değil; Allah’ın gösterdiği yoldan yürümekle başlar.
Evrim Yaratilis Evrim- Yaratilis- Dinler