İnsani İlkeler (Anthropic principle)

20. yüzyıldaki astronomik buluşların çökerttiği çok öenmli bir dogma, “rastlantısal evren” iddiasıdır. Evrendeki maddelerin, gök cisimlerinin, bunlar arasındaki ilişkileri belirleyen kanunların herhangi bir amaca yönelik olmayan, tesadüfen belirlenmiş oldukları düşüncesi, çok çarpıcı bir biçimde yıkılmıştır.

Bilim adamları ilk kez 1970’li yıllardan itibaren, evrendeki tüm fiziksel dengelerin insan yaşamı için çok hassas bir biçimde ayarlandığı gerçeğini keşfetmeye başladılar. Araştırmalar derinleştirildikçe, evrendeki fizik, kimya ve biyoloji kanunlarının; yerçekimi, elektromanyetizma gibi temel kuvvetlerin; atomların ve elementlerin yapılarının insanın yaşamı için tam olmaları gereken şekilde düzenlendikleri anlaşıldı açıkçaı bu nefes kesici bir keşifdi. Batılı bilim adamları bugün bu olağanüstü tasarıma “İnsani İlke” (Anthropic Principle) adını vermektedirler. Yani evrendeki her ayrıntı, insan yaşamını gözeten bir amaçla tasarlanmıştır.


İnsani İlkenin en temel bazı örneklerini şöyle özetleyebiliriz:

  • Evrenin ilk genişleme hızı (Big Bang’in patlama şiddeti) tam olması gerektiği gibi olmuştur. Bilim adamları, eğer ilk patlama (buna dikkat kesilin)hızı milyar kere milyarda bir bile farklı olsa, o durumda maddenin ya tekrar içine çökmüş veya tamamen dağılmış olacağını hesaplamaktadırlar. Bir diğer deyişle, daha evrenin ilk anında, milyar kere milyarda birlik bir isabet vardır.
  • Evrendeki mevcut dört fiziksel kuvvet (yerçekimi, zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet ve elektromanyetik kuvvet), düzenli bir evren ortaya çıkması, elementlerin ve dolayısıyla yaşamın var olabilmesi için tam olmaları gereken değerlerdedirler. Bu kuvvetlerdeki çok küçük oynamalar (örneğin 1039’da 1 veya 1028’de 1 gibi, yani kaba bir hesapla milyar kere milyar kere milyar kere milyarda 1’lik farklar), evrenin sadece bir radyasyondan ibaret olmasına veya hidrojen dışında hiçbir elementin var olmamasına sebep olabilirdi.
  • Güneş’in ideal büyüklüğü, Dünya’nın güneşe olan ideal uzaklığı, suyun benzersiz fiziksel ve kimyasal özellikleri, Güneş ışınlarının tam yaşam için gerekli dalga boyunda oluşu, Dünya atmosferinin solunum için en ideal orandaki gazları içermesi, Dünya’nın manyetik alanının, yeryüzü şekillerinin tam insan yaşamına uygun biçimde olması gibi daha pek çok “hassas ayar” vardır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı)

Bu hassas ayar kavramı, bugün astrofiziğin en çarpıcı bulgularından biri durumundadır. Evrendeki hangi fiziksel kural, hangi değişken incelense, bunların insan yaşamına en ideal ortamı sağlayacak çok özel değerlere sahip olduğu görülür. Ünlü astronom Paul Davies, bunun sonucunu The Cosmic Blueprint (Kozmik Plan) adlı kitabının son paragrafında “bir tasarım olduğu düşüncesi, ezici biçimde üstün gelmektedir” diye açıklar. (Paul Davies, The Cosmic Blueprint, London: Penguin Books, 1987, s. 203)

Astrofizikçi W. Press ise Nature dergisindeki bir makalesinde, “evrende, akıllı yaşamın gelişmesini destekleyen büyük bir tasarım bulunmaktadır”demektedir. (W. Press, “A Place for Teleology?”, Nature, vol. 320, 1986, s. 315)

İşin ilginç yanı, söz konusu bulguları ortaya çıkaran bilim adamlarının çok büyük bölümünün, aslında bu sonuca varmayı pek de istemeyen materyalist bakış açısına sahip olan bilim adamları oluşudur. Bilim yaparken Allah’ın varlığına delil aramak gibi bir niyetle hareket etmemişlerdir. Ama hepsi, belki de çoğu bunu hiç istemediği halde, evrenin ancak olağanüstü bir tasarımla açıklanabileceği sonucuna varmışlardır.

Amerikalı astronom George Greenstein, The Symbiotic Universe (Simbiyotik Evren) adlı kitabında bu gerçeği şöyle itiraf eder:

Bu, (fizik kanunlarının yaşam için özel olarak tasarlanmış oluşu) nasıl mümkün olabildi?… Kanıtları inceledikçe, ısrarla önemli bir gerçekle karşı karşıya geliyoruz; bir doğa üstü Akıl devreye girmiştir. Yoksa acaba bir anda, hiç de o niyeti taşımamamıza rağmen, İlahi bir Varlık’ın var olduğuna dair bilimsel delillerle mi yüzyüze geliyoruz? (George Greenstein, The Symbiotic Universe, s. 27)

Bir ateist olan Greenstein “acaba” diye başlayan sorusuyla, gördüğü apaçık gerçeği anlamazlıktan gelmeye çalışmaktadır. Ama konuya ön yargısız yaklaşan pek çok bilim adamı, evrenin insan yaşamı için özel olarak yaratıldığını kabul etmektedir.

Materyalizm ise, artık bilimin sınırları dışına itilmiş batıl bir inanç olarak yaşamaktadır. Amerikalı genetikçi Robert Griffiths, bu gerçeği, “kendisiyle tartışmak için bir ateist aradığımda, (üniversitedeki) felsefe bölümüne gidiyorum. Ama fizik bölümünden pek öyle kimse çıkmıyor artık” sözleriyle ifade etmektedir.

Ünlü moleküler biyolog Michael Denton ise, fizik, kimya ve biyoloji kanunlarının insan yaşamı için şaşırtıcı derecede “en ideal” ölçülerde olduğunu incelediği Nature’s Destiny: How the Laws of Biology Reveal Purpose in the Universe (Doğanın Kaderi: Biyoloji Kanunları Evrendeki Amacı Nasıl Gösteriyor) adlı 1998 basımı kitabında şu yorumu yapmaktadır:

20. yüzyıl astronomisinde ortaya çıkan yeni tablo, geçmiş dört yüzyılda bilim çevrelerinde giderek yükselmiş olan varsayıma çok güçlü bir meydan okuma oluşturmaktadır. Bu, yaşamın kozmik tablo içinde tamamen rastlantısal ve önemsiz olduğu varsayımıdır… (Denton, Michael Denton, Nature’s Destiny: How the Laws of Biology Reveal Purpose in the Universe, The New York: The Free Press, 1998, s. 14)

Kısacası, ateizmin belki de en temel dayanağı olan “rastlantısal evren” kavramı bugün çökmüş durumdadır. Bilim adamları açıkça “materyalizmin çöküşü”nden söz etmektedirler. (Paul Davies and John Gribbin, The Matter Myth, Simon & Schuster, New York, 1992, s. 10)

Allah’ın Kuran’da, “Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır.” (Sad Suresi, 27) ayetiyle yanlışlığını açıkladığı zan, 1970’lerden bilim tarafından da çürütülmüştür.

Paylaş:

Yazar: MuratS

Gezgin, Allah aşığı, varlık bilim genel ilgi alanı- Bilim Yazarı

İlgini Çekebilir

Evrimin Temel Sorunları- Fossil Kayıtları Yaratılışı Gösteriyor

Profesör Jonathan Wells şuradan orjinalini görebileceğiniz bu özet yazıda seküler evrim görüşünün fosil kayıtları sorunlarından …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir