Darwinizmin Sonu

Çok değerli profesörlerimizden arif sarsılmaz beyin bir yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum, benim paylaşacağım bu bilgi ile ilgili çok kısa yorumum ise şu: Figaro magazine in sorularını cevaplayan bilim adamlarının haricinde daha birçok bilimadamıda hayatın darwincilerin iddia ettikleri gibi basit ve rastlantısal bir görüntüsü olmadığını hayatın ancak üstün bir tasarımın eseri olduğunu düşünüyor.

Prof.Dr. Arif SARSILMAZ
13-19 Ekim 1991 tarihleri arasında, dördü Nobel mükafatı sahibi 200 ilim adamı “Hayatın Menşei”ni tartışmak İçin Paris’te biraraya geldiler. Üçüncü Blois Toplantıları’nda bu defa oldukça farklı fikirler dile getirildi. Bunların en önemli yanı, Darwinci teorilerin, hayatın ortaya çıkışı ve gelişimindeki teme! safhaları açıklayamadığını kabul etmeleri oldu. Danvinizm, bir asırdan beri hayatın tarihçesini tesadüfler ve güçlülerin üstünlüğü ile izah etme iddiasındaydı. Fakat bu dev balonun da sönme vakti gelmişti. Komünizm bütün payandalarıyla birlikte çökerken, Darwinizm’in bundan payını almaması düşünülemezdi. Şimdi sıra evrimin terminoloji ve kavram tartışmasına geldi. Türden türe geçiş yalanını telaffuz etmeye artık hiçbir Batı’lı ilim adamı cesaret gösteremiyor.Buna karşılık farklı veya benzer türler arasındaki zaman kesikliklerinin varlığı, canlı tarihi boyunca devamlı surette yeni yaratılışları gündeme getiriyor.Fransa’nın en yüksek tirajlı haftalık dergisi “Figaro Magazine”, bu toplantılara katılan, sahalarında birer otorite durumundaki beş ilim adamıyla oldukça enteresan mülakatlar yaptı. Söylenenleri değerli kılan bir diğer husus, Kıta Avrupası’nda böylesine bir gelişmeye ilk defa şahit olunmasıdır. Canlılarda görülen hemen her türden değişikliğin “evolution” kavramının çatısı altında izah edilmeye çalışılması bir âdet hâline geldiğinden, evrim kelimesinin sıkça kullanıldığı bir mülakat bu. Fakat Roberto Fondi’nin dediği gibi evrimciler de evrim/eşiyor. Bu tarihî dönüm noktasının ilk önemli belgesi olabilecek Sienne Üniversitesinden Paleontoloji Profesörü Roberto Fondi, Paris Tabiat Tarihi Müzesi Eski Müdürü ilimler Akademisi Üyesi Zooloji Profesörü Jean Dorst, Perouse Üniversitesinden Genetik Profesörü “Biologie Forum” dergisinin müdürü Guiseppe Sermonti, College de France’da öğretim üyesi. Fransız ilimler Akademisi üyesi, Embriyoloji Profesörü Etienne Wolff ve Paris VII Üniversitesi’nde matematikçi ve tıpçı, ilimler Akademisi üyesi Profesör M. Schutzenberger ile yapılan röportajları aşağıda sunuyoruz:


Figaro Magazine: Bir paleontolog (fosil ilimcisi) olarak, bu sahada gerçekleştirilen keşiflerin, Darwin teorisinin beklentilerine cevap verdiğini söyleyebilir misiniz?Roberto Fondi: Darwin teorisi ve aynı zamanda Lamarck ile ilk temelleri oluşturulan evrimci düşünce, üç ön kabul (postulat) üzerine oturur:1) Hayat, farklı moleküllerin biraraya gelmesiyle kendiliğinden oluşmuştur.2) Hayat, basit formlardan dâima daha kompleks organizmalara geçişi sağlayan tedricî bir transformasyona (dönüşüm) mâruz kalmıştır.3) Hayatın ortaya çıkışı ve transformasyonu tabiî kuvvetlerin (elektromanyetik, kimyevî, gravi-tasyonel, ısı, ışık vs.) tesiriyle gerçekleşmiştir; metafizik ve manevî kuvvetlerin tesiri söz konusu değildir.Bu modern efsanenin ilk iki ön kabulünün yanlışlığını göstermek için paleontolojik bilgiler yeterlidir: En yaşlı kayalar dört milyar yıl yaşındadır. Halbuki ilk canlı olduğu düşünülen mavi algler veya bakterilerin üçbuçuk milyar yıl önce ortaya çıktığı görülmektedir. Bu durumda, ilk canlının meydana gelmesi için sadece 500 milyon yıllık bir süre söz konusu ve bu da hayatın tesadüfen meydana gelmiş olması için çok kısadır.Figaro magazin: Çok mu kısa? R. Fondi: Evet! Düşünebileceğimiz en basit hücre bile çift spiralli DNA zinciriyle, tahayyül edilemeyecek kadar kompleks bir canlıdır. İkinci ön kabule gelince, bu da 20. yüzyıl paleontolojisi tarafından çürütülmüştür: Hayatın tarihçesinin, Darwin’in şemalarına girmeyecek kadar süreksizliklerle dolu olduğunu paleontoloji göstermektedir.Figaro Magazin: Nedir bu süreksizlikler, kesiklikler?R. Fondi: İlki, söylediğim gibi, bizzat hayatın ortaya çıkışıdır. Yaşlı kayalar, hayatı doğuracak hiçbir molekül ünitesi -ilk karışım-izi taşımıyor. Ardından ilk canlılar üçbuçuk milyar yıl önce beliriyorlar ve bu en yaşlı hayat formları üç milyar ikiyüz milyon yıl devam ediyor, hücre çekirdeği dışında kayda değer hiçbir yenilik getirmiyorlar. Sonra birdenbire, çok hücreli organizmalardan oluşan üç hayvan topluluğu ortaya çıkıyor. Bu topluluklar İse birbirlerinden o kadar farklı ve zaman itibariyle de birbirlerine o kadar yakınlar ki birbirlerinden mutasyonla farklılaşarak türemiş olabilecekleri şeklinde akla uygun bir izaha imkân vermemektedirler.Hayatın tarihine baktığımızda yeni formların aniden ve en mükemmel durumlarıyla ortaya çıkışına şahit oluyoruz. Bunlar genellikle birbirlerinden çok farklı olup, milyonlarca yıl boyunca değişmeden kalmakta ve daha sonra yine aniden ve tamamiyle yok olmaktalar ve hemen arkadan yeni canlıların yaratılışı görülmektedir.Eğer bu şekilde bir evrim soy ağacı tasarlarsak, sadece yapraklarla birkaç daldan başka birşey göremeyiz; ne gövdesi ne de ana dallanmaları vardır. Bu ise ayakta duramayan bir ağaçtır!Bu yüzden, eğer bir paleontolog Darwin’in fikirlerine taraf olursa, bana göre kendi ilmî kariyeriyle ve bildikleriyle tenakuza düşer.Figaro Magazin: Bütün bunlardan yola çıkarak üçüncü ön kabul hakkında nasıl bir sonuca varılabilir?R. Fondi: Bu tartışılabilir. Aslında Darwinci yaklaşıma göre bu kesikliklerin, bu sıçramaların nasıl aşılabileceğini göstermek mümkün değildir. Süreksizlikleri kabul eden, fakat tesadüfî mutasyonlar ve sıkı mekanistik kanunlar dışında başka izahlara başvurmak istemeyen Gould’un bakış açısı da bu merkezdedir.Canlı maddenin sadece, bizim “madde” dediğimiz şey olmayıp, bilgiyle donatılmış bir madde olduğunu düşünebiliriz. Yani organizmaların gelişimi sadece tesadüf, zorunluluk veya mekanik kanunlarla değil, aynı zamanda canlı maddeye kaydedilmiş bir bilgi, bir program ile belirlenmiş olup, bu da tercih edici bir irade ve gücü gerektirir.Tabii ki, canlılar hiç yoktan ortaya bütün çeşitlilikleriyle çıkmıyorlar. Onların temel hususiyetlerine ait çeşitlilik, potansiyel olarak onların ilk örneklerinde genetik bilgi olarak mevcuttur. Yaratılan ilk örnekler kendini çeşitli şekillerde İfade ederek Yaratıcı’nın zenginliğini gösterir. Bize göre bir tür içindeki çeşitli nüanslar bu ilk örneklerdeki bilgi zenginliğinden gelmektedirler. Fakat İlk örnekler arasında çok büyük kesiklikler vardır ve türler arasında geçit olabilecek ara türler yoktur.

Figaro Magazin: İki tip evrimden söz edilebilir mi?Jean Dorst: Evet! Öncelikle bir mikro-evrim var; yani bir tür içindeki varyasyonların, çeşitli alt türler şeklinde kendisini göstermesi gibi. Bu çok iyi bilinen bir hâdise; binlercesini tabiatta müşahede ediyoruz. Mesela bir köpek türü içinde, Kurt Köpeği, Çoban Köpeği, Av Köpeği, Ev Köpeği gibi ırkların ortayaçıkışı böyledir.Fakat bir de makro evrim olduğu iddia ediliyor; yani bir organizasyon tipinden bir diğerine geçiş. Meselâ, kurbağalardan sürüngenlere veya sürüngenlerden kuşlara.Figaro Magazin: Günümüzdeki Darwinci teoriler bunu izah edebiliyorlar mı?J. Dorst: Üniversitedeki profesörlerimden Georges Teissier devamlı olarak, “küçük bir mutasyon, küçük bir mutasyon vs.” diyordu ve böylece ona göre sadece tesadüflere bağlı küçük mutasyonların ve daha zayıf fertleri ayıkladığı kabul edilen tabî seleksiyonun tesiriyle, bir türden diğerine, bir takımdan diğer bir takıma geçiliyordu. İşte bu “Darwinizni” Fakat gerçek değil! Burada aşırı bir genelleştirme (ekstrapolasyon) var. Küçük bir evrim aralığının (meselâ kurt köpeği ile av köpeği arasındaki) nasıl atlandığını anlamamıza imkân veren mekanizmalar, büyük bir aralığın atlanışını açıklayan mekanizmalarla aynı değildir.Figaro Mazagin: Bunu söylerken hangi ölçü ve kıstaslara dayanıyorsunuz?J. Dorst: Yine profesörlerimden Pierre Grasse şöyle derdi:”Bana gözü izah edin. Ben de her dediğinizi kabul edeyim.” Ben de şunu söyleyeyim: Küçük tesadüfi mutasyonlann ardarda gelmesiyle böyle bir neticenin nasıl ortaya çıktığı anlaşılamıyor. Aynı şey kur-bağagillerden sürüngenlere geçiş veya kuşların ortaya çıkışı için de geçerli. Kuşların uçabilmesi için o kadar çok kompleks farklılaşmalar ve mutasyon gerekiyor ki Archaeopteryx gibi fosillerin spekülatif değerlendirilmeleri bile kuşların orijinini “mikro evrim” ile izah edemez!Figaro Magazin: Buna rağmen Darwinci teoriler alemşümul bir evrim açıklaması getirdikleri iddiasındalar.J. Dorst: Marksist dostlarımdan biri, felsefenin, “yakalamak istediğimiz siyah bir kedinin bulunduğu karanlık bir oda”, marksizmin de, “içinde siyah bir kedi bile bulunmayan, fakat birilerinin kedinin yakalandığını bas bas bağırdıkları karanlık bir oda” olduğunu söylerdi.Bu, Darwinizm için de geçerli. Evrimin izahını getiren çözümü yakaladıklarını bağırıyorlar. Halbuki bu çözüm, onu aradığımız karanlık odada bulunmuyor.Figaro magazin: Bu durumda siz, “sırların sırrı olan yeryüzündeki canlıların orijini, Darwin’in deniz yolculuğuna çıktığı dönemdeki kadar bilinmezliği korumaktadır” diyen Michael Denton’la aynı fikirdesiniz…J. Dorst: Evet, tamamen! Çok tenkid edilen ve hatta “yaratılışçı” olmakla suçlanan Denton’un eseri hatalar ve bazı genellemeler taşıyor, fakat vardığı genel netice kesinlikle doğrudur: Hergün yeni, taptaze doğuşlara şahit oluyoruz. Fakat bunlar hep sürüngen, memeli gibi canlılar, yani bildiğimiz, gördüğümüz şeyler; yeni tip organizasyonlar değil.Figaro Magazin: Yine de bazı türler evrimleşmiş olamaz mı?J. Dorst: Tesadüfün evrimi açıklayamadığı andan itibaren, finalite meselesi gündeme geliyor. Darwinci teorinin açıklayabildiklerinin ötesine giden ve türler arasındaki dengede, bilhassa bitkiler ve böcekler arasında gözlenen mükemmel ve akıllara durgunluk verecek adaptasyonlarda çok açık ve net bir şekilde görülür ve hissedilir.Mikro evrim seviyesinde ve insanî plandaki olaylarda belki tesadüf mevcuttur ama temelde ve ilahî seviyede asla tesadüf yoktur. Bu seviyede, programın gerçekleşmesine imkân veren ve bizim henüz tarif edip tanımlayamadığımız kanunlar vardır.Figaro Magazin: Bu durumda, Darwinci mânâda olmasa bile, sizin de kabul edebileceğiniz bir şekilde hiç olmazsa insanın veya memelilerin evrimle ortaya çıktığı söylenebilir mi?J. Dorst: İnsan için emin değilim, fakat memeliler için zannediyorum, Darwincilerin anladığı şekilde olmayan yani tesadüfleri reddeden biçimde şuurlu bir gelişme var. Bir kitabın önsözünde şunları yazmıştım: “Hayatın, kâinatın başka yerlerinde de ortaya çıktığını varsayalım. Hayatın şekli buralarda nasıl olabilir? Bir spekülasyon belki ama bence, bugün gördüğümüz aynı tip canlılar şeklinde meydana gelmiş olabileceğini sanıyorum.”Figaro Magazin: Buna rağmen Darwinci yaklaşıma göre, aynı olayın iki defa meydana gelmesi kabul edilmiyor…J. Dorst: Çünkü “program” kavramını dikkate almıyorlar. Eğer herşey tesadüflerin sonucunda meydana gelmiş olsa, her türün oluşması öylesine ihtimalden uzak tesadüflerin birikmesiyle olacak ki bunun bir kereden daha fazla tekrarlanması reddedilecektir.Figaro Magazin: Böyle programların mevcudiyetine delil var mı?J. Dorst: Evet! Meselâ bir böcek, yılanı taklit ettiğinde bir taklit söz konusudur. Fakat başka kelebekleri taklit eden kelebekler var ve bu o kadar mükemmel bir şekilde oluyor ki, aslında buna “taklit” denemez. Bu ancak, onlar için takdir edilmiş bir program olabilir. Kaldı ki fizyolojik bakımdan bunlar çok farklı türler. Ayrıca bu durum, yani programlanmış gibi belli hayat tarzını yaşama, taklit edenin bunu yapmak için hiçbir menfaatinin olmaması durumunda daha fazla görünüyor; diğer bir deyişle, ters bir münasebet söz-konusu. Taklit edilen yenilebilir, avlanabilir bir besin olduğu halde, diğeri tarafından taklit ediliyor. “İçgüdü” şeklinde isimlendirilen daha birçok sırlı ve şaşırmadan işleyen mükemmel hâdiseleri misal verebiliriz ve bunların hiçbirini Darwinci düşünce izah edemez.Figaro Magazin: Sizin gibi bir zoolog, insan ile şempanze arasındaki benzerliği nasıl açıklayacak?J. Dorst: İnsan ile şempanze arasındaki genetik fark, tekbir kromozom farkına dayanıyor gibi görünse de aslında DNA molekülünde şifrelenmiş anatomik, fizyolojik ve davranış farklılıklarına ait bilgi göz ardı ediliyor. Beynimiz tabiî ki daha büyük. Fakat böylesine zayıf farklılıkları gördüğümüzde, bu bizi, insanı maymundan ayıran şeyin sadece nörolojik veya genetik planda olmadığını düşündürüyor. Düşünce ve zekâ, sadece nörolojik terimlerle izah edilemez. İnsan ve şempanze üzerine sayısız çalışma var. Fakat şempanze ağaçta kalmaya devam ederken, insanın bu hâle gelişini açıklayabilecek hiçbir şey bulunamadı.Figaro Magazin: Sizi dinlerken, materyalist yaklaşımın evrimin bütününü inceleme seviyesine erişemediği gibi, insan düşüncesini inceleme seviyesine de ulaşamadığı görülüyor?J. Dorst: Kesinlikle öyle. Aslında şunu da söyleyebilirim: Bugünkü ilimin kazandığı hususiyetlerden birisi, tabiatı basite indirgeyen görüşe muhalefet etmesidir. Mevcut bilgilerimiz karşısında tutarlı bir materyalist dünya kavramı inşa etmek mümkün değildir. İncelediğimiz bu olayların arkasındaki bilgi ve kudrete gelince, alemşümul, tutarlı, bizi aşan ve bizim “Allah” dediğimiz bir Zât’ı görmekteyiz.

Figaro Magazin: Evrime karşı olduğunuzu birçok defalar söylediniz. Bu sizin, bir hayvan türünün bir diğer türden türediğine inanmadığınız mânâsına mı geliyor?G. Sermonti: Bu bir kelime oyunu. “Evrim” daha çok, tesadüfî gelişme ve tabiî seleksiyon yoluyla değişim (transformasyon) mânâsına kullanılıyor. Yani tabiatta gözlediğimiz mükemmel nizam içindeki planlı ve hususi mahiyetteki değişiklikler ile bu değişiklikleri ve nizamı açıklama iddiasındaki Darwin teorisi arasında, bir kavram kargaşası mevcut, bu yüzden “evrim” kelimesini kullanmak istemiyorum.Figaro Magazin: Şu halde hayatın orijini ve gelişimi hakkındaki görüşünüz nedir?G. Sermonti: Bence bir türün orijinini tırtıldan kelebeğin meydana gelmesi gibi bir transformasyonda aramak gerekir. Dolayısıyla benimki tedricî olmayan bir görüş olup, türlerin aniden çıktığını kabul eder. Bu transformasyonların Darwin mekanizmalarıyla meydana gelemeyeceğini düşündürecek çok sebep var.Figaro Magazin: Darwinci teorilerin yanlışlığını gösteren neticeler nelerdir?G. Sermonti: Zannedilenin aksine, genetik, Darwin teorisiyle kesinlikle uyuşmuyor. Genlerimizin temelini meydana getiren, çift DNA spiralinde meydana gelen mutasyonlar asla yapıcı değillerdir. Mustasyonlar yararlı olabilirler, fakat pozitif (müsbet} olamazlar. Çünkü daima bir fonksiyonun ortadan kalkması mânâsına gelirler. Meselâ kör olmak köstebek için faydalıdır; fakat şimdi kalkıp diyemeyiz ki “bu bir gelişmedir müsbet bir evrimdir”. İşte bilinen bütün mutasyonlar bunun gibidir; değer ifade eden yeni birşeyler meydana getirmek için temel sağlamazlar.Figaro Magazin: Fakat yeni tip Drosophila sinekleri bu şekilde elde edildi..?G. Sermonti: Ortaya yeni olma vasıflarına haiz birşeyin çıkması söz konusu değildir. Sadece gözlerin renginde, kanatların şeklinde bir modifikasyon ve bir organın güçten düşmesi söz konusu… Bir organizasyon tipinden bir diğerine geçiş yok, yani “evrim” söz konusu değil. Yeni fonksiyonların gelişmesi diye birşey de yok.Kısacası genetik, bize, bir canlıdaki birliği gösteriyor. Çünkü DNA heryerde aynıdır ve bir türün başka bir türden türemesinin, Dar-winciler tarafından peşin olarak kabul edilen mekanizma ve ritimlere göre gerçekleşemeyeceğini göstermektedir. Canlı türlerin ortaya çıkışı tedricî değildir ve mutasyonlara dayanmamaktadır. Dahası, uyum sağlatıcı da değildir.Figaro Magazin: Evrimin işleyişinin anlaşıldığı iddiasındaki eserler? G. Sermonti: Dawkins gibi yazarlar bize, daha önce sırların olduğu, fakat şimdi herşeyin aşikâr olduğunu söylüyorlar. Bunu söylemek, gerçek ilim adına bir sahtekârlık! Çözülmeyi bekleyen birçok problem var daha! Görüyorsunuz, eğer Darwinizmle mücadele ediyorsam, ortada gerçek dışı bir teorinin söz konusu olmasından dolayı değil (çünkü dünyada bir sürü düzmece teori var) bu teorinin namusa aykırı olmasındandır. Bende şok tesiri yapan bir diğer husus, bizzat Darwinizmi destekleyenlerin ona inanmamasıdır.Ernst Mayr inanıyor…G. Sermonti: Fakat o, bu teorinin büyük papazıdır. Dolayısıyla, inandığını göstermek zorunda! Odasında kendisiyle başbaşa kaldığında, tesadüfen ortaya çıkan küçük mutasyonların ve tabiî seleksiyonun bir amipten bir dinazor meydana getirmeye yetebileceğine inandığını sanmıyorum. Buna inanması mümkün değil.Figaro Magazin: Darwinci fikirlerin gelişmesi toplumumuz üzerinde ne gibi tesirler icra etti? G. Sermonti: Oldukça önemli olan bu tesirler üç şekilde sıralanabilir:1) “Kâinat’ta hiçbir şeyin mânâsı yoktur” fikri. Monod ve Rostrand’ı okuyun. Ekzistansiyalizmi tesirli kılan çerçeveyi onlara Darwinizm temin etmiştir.2) “En güçlü, her zaman haklıdır”; “Hak ve adaletin tayininde tek kriter, hangi vasıtayla olursa olsun savaşmak ve galip gelmektir.”3) “Irkçılık.” Darwin açıkça ırkçıydı. Günümüzdeki taraftarları onu bundan temizlemeye çalışıyorlar ama o şunları söylüyor-du:”Bütün insanlar arasında mücadele olmalıdır. En iyilerin başarı göstermeleri ve en fazla sayıda çocuğa sahip olmaları kanunlar ve gelenekler yoluyla engellenmemelidir. Çok uzak olmayan bir gelecekte, en medenî insan ırklarının bütün dünyada vahşi ırkları imha edip yerlerine geçeceği kesindir.”Aslında Darwinizmle mücadelenin zorluğu onun ilmî bakımdan sağlamlığından ileri gelmiyor. Bu zorluk, Darwinizmin toplumumuzda hâkim olan bazı fikirlerle bağlantılı olmasından dolayıdır.Figaro Magazin: Sizin felsefî yaklaşımınız nedir?G. Sermonti: Kendimizi yeniden keşfetmek, dünyamızı, onun mânâsını, güzelliğini ve vazifelerimizi anlamak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Eğer insanın traş olmuş bir maymundan başka birşey olmadığını zannedersek bu mânâ kaybolur. Dünyada bir mantık, (haydi şunu da söyleyelim} bir finalite yani belli bir gaye düşündüğümüz taktirde kendimize karşıdan bakabilir ve hayatımız için kurallar bulabiliriz. Bana öyle geliyor ki tabiat ve hayat hakkında bildiklerimiz, Darwinci görüşe nazaran yaratılışla daha fazla uyum içindedir.

Figaro Magazin: Bir embriyoloğun evrim hakkındaki görüşü nedir?E. Wolf: Bugün için mutasyonların dışında, evrime ait başka maddî faktörler bilmiyoruz. Evrimde, küçük evrimler ve bir de büyük evrim var. Tecrübî olarak küçük değişiklikler gerçekleştirildi fakat bunlar çok uzağa gitmiyor yani bir türden diğerine geçişe imkân vermiyor ancak aynı tür içinde bazı çeşitliliklere sebep oluyor. Peki büyük evrim de aynı şekilde mi meydana geliyor? Bundan şüphelenmemiz için yeni bazı sebepler var. Göz misâlini ele alalım. Bazı omurgasızlarda bulunan renkli benek ile omurgalılarda bulunan tamamen farklı yapıdaki göz arasında hiçbir ara geçiş örneği yok. Bu bizi, büyük evrimin sadece tabiattaki küçük sıçramalarla gerçekleşmiş olamayacağını düşündürüyor. Biyolojik ve çevreye ait mekanik faktörlerin sebepler açısından bir rol oynadığı muhakkak. Fakat daha başka şeylerin de olmuş olabileceği fikrini veren husus, evrimin sanki yönlendirilmiş olduğunu görmemiz.Figaro Magazin: Eğer evrim bir daha meydana gelseydi, aynı eğilimlerin ortaya çıkacağı düşünülebilir miydi? E. Wolf: Eğer evrim tek bir tesadüfle meydana gelmiş olsaydı, tamamen farklı bir mahiyet alacağı muhakkaktı. Fakat benzer eğilimlerin ortaya çıkacağı söylenebilir. Tabiatta gerçekleşmeye, hayat sahasına çıkıp bazı ilâhî isimlere tercüman olmaya çalışan birşeylerin olduğu hissediliyor.Figaro Magazin: Bundan felsefî sonuçlar çıkarılabilir mi?E. Wolf: Düşüncemi söyleyemem. Fakat bununla birlikte, olağanüstü birşey söz konusu ki evrim belli bir yönü izleyerek planlı ve ahenkli bir şekilde yönlenmiş olarak insanı netice veriyor.Figaro Magazin: Kaostan düzenin doğabileceği fikri gitgide yaygınlık kazanıyor. Sizin gibi bir matematikçi için bu ne demektir?M. Schutzenberger: Kuş-lardaki tüyleri mutasyonların meydana getirdiğini varsayalım. Uçmak için gerekli böylesine iyi çalışan makinaları (kanatları) yapan bütün genetik modifikasyonların, tek bir tesadüfle kuşlarda ortaya çıktığına inanmak için ancak Darwinci bir inanış gerekir.

Figaro Magazin: Bundan nasıl bir sonuç çıkarabiliriz?M. Schutzenberger: Evrimin en önemli yanının, tesadüflerin işin içine girmesi olduğu şeklindeki Gould’un teziyle bu çelişmektedir. Monod’un görüşünün yeniden düzenlenmiş şekli olan Gould’un görüşüne göre en önemli şeyler; felâketler, denizlerin kuruması, ovaların su baskınına uğraması ve meteorların düşmesidir. Gould’a göre hayatın gelişiminin tamamen dışında olan bu vak’alar, baskın türleri ortadan kaldıracak ve yukarıdaki mekanizmalarla oluşan yeni hayat ortamlarını yeni türlerin kaplamasına imkan verecektir. Böylece, dinazorların ortadan kalkması, memelilerin işini kolaylaştıracaktır. Fakat, balıklardan sürüngenlere giden aynı eksen boyunca, dinazorlara nazaran niçin sadece memeliler bir gelişme gösteriyorlar? Dinazorlardan sonra yeryüzü’nün belki de akreplere kalması gerekecekti. Fakat bu olmadı, yine dikkat çekicidir ki dinazorların yok olmasına yol açan bu felaketler, tam da hayatın kompleksliğe doğru gelişmesiyle eş zamanlılık göstermektedir.Eğer bir kanun; hayatın gitgide daha kompleks ve daha fonksiyonel hâle gelmesini netice veren bir kuvvet sahası varsa, böyle bir prensip mevcutsa, bu takdirde tabiî seleksiyonun tamamen ikinci derecede kaldığı düşünülebilir.Figaro Magazin: Buna rağmen, araştırmacıların ekseri kısmı ana hatlarıyla evrimin sebeplerini bildiğimizi söylüyorlar…M. Schutzenberger: Herkes kendisinin Darwinci olduğunu ileri sürüyor ama hiçbiri aynı şeyi söylemiyor. Aslında birbiriyle çelişen iki model var: Milyon sene ölçeğinde hesaplar yapan paleontologlar ve altı aylık bir ömür kendileri için ebediyet anlamına gelen bakteriler üzerinde çalışan biyologlar. Bu iki yaklaşımın birbiriyle bağdaşmaması, ilimdeki gelişmelere paralel olarak daha iyi anlaşılacak…

Paylaş:

Yazar: MuratS

Gezgin, Allah aşığı, varlık bilim genel ilgi alanı- Bilim Yazarı

İlgini Çekebilir

Evrimin Temel Sorunları- Fossil Kayıtları Yaratılışı Gösteriyor

Profesör Jonathan Wells şuradan orjinalini görebileceğiniz bu özet yazıda seküler evrim görüşünün fosil kayıtları sorunlarından …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir